15.8.11

Ben Böyleyim !


Sevdiğim bir Athena şarkısı... Hayatımda bu sözlerin pusulam olmasını istiyorum.

Ben böyleyim demek kolaydır aslında. Ama 'ben böyleyim' dediğinde aslında insan hep büyük pişmanlıklar duyar...İçinde saklar -incindiğinden belki- ama aklından 'böyle olmasaydım keşke' diye geçirir. Gururundan söyler 'ben böyleyim' diye. Biraz isyan eder bi tavırla. (Genelde bu şunu kavratmak için söylenir çünkü:Beni seveceksen böyle sev!)

Ben de rahatlıkla 'ben böyleyim' demek istiyorum. Ama ne gururdan ne de yüzsüzlüğümden. 

Ne demiş Şems? Hepimiz Yaratanın henüz tamamlamadığı birer sanat eseriyiz. Yavaş yavaş, hata yapa yapa olgunlaşıp eser olma yolunda adımlar atacağız belki de. Kim bilir bizim hata gördüğümüz şey belki de yeni bir kapının anahtarıdır?

Tek istediğim bir olay karşısında sergilediğim davranıştan ötürü bütün bi hayat boyunca düşünüp 'Keşke öyle değil de şöyle yapsaydım.' dememek! 

"...Benim güzel hatalarım var
Bir an bile vazgeçmedim kendi yolumdan..."

(Tek istediğimin bu olmadığını farkettim şu an; kararsızlık konusu var bir de. Aslında bu konuya bağlı kararsızlık konum ama şimdi bahsetmeyeceğim bundan :) )

10.8.11

Beirut - The Rip Tide


Söz konusu Beirut olunca insanların bu yeni albüm için beklentileri çok fazlaydı. Benim de öyleydi ama bi yandan da "Denizden babam çıksa yerim." durumu vardır ya hani, bende de o durum hakim aslında; Beirut ne yapsa dinlerim diyorum hep.

Neyse dinlemeye başladım albümü, ilk şarkı çok hoşuma gitti.(A Candle's Fire) 2:08deki "if i had known, not to carry on that way!" kısmı falan çok şirindi özellikle. Kullanılan aletlerde bir değişim yoktu, her zamanki Beirut enstrümanları.

Sonra dedim ilk şarkı mis gibiydi, haydi rastgele dedim 2.ye geçtik ki benim hayallerim yıkıldı, Santa Fe idi şarkının ismi (zach condon santa fe doğumlu), çok hoşuma gitmişti ismi aslında ama gerçekten hayal kırıklığına uğradım, neden bu kadar nefret ettiğimi gerçekten bilmiyorum ama müziğiydi sanırım beni iten, o sürekli hakim melodiden nefret ettim. Neyse burda nefretimi kustum resmen abarttım ama sevmedim işte.

3. şarkımızın adı East Harlem. Veri veri şirin bi şarkı. Zach Condon bu şarkıyı 17 yaşında yazmış... Çok sevimli adam yahu şu zach! ismi de çok şeker. zaaaaaaaaaaaaaaaaak! :D

Neyse sonra sırada Goshen adlı şarkımız var. "they've gone before, stood by your door all day." derken o sonda 'all day' diyosun ya Zach! O nasıl güzel 'day' demektir sonra -nerdeyse- bütün son kelimeleri o şekilde tonluyosun ya! gerçi ilk cümledeki "rise or fail" kısmı da aynı tonlama :) ama all day daha bi güzel.

5. şarkımız Payne's Bay hüzünlü kemanlarla giriş yapıyor, pek tatlı, Beirut frekansında, şaşmayacağımız bir şarkı. Sanırım kullandığı alet flüleghorn :) Çok tatlı adı yahu!

Ve sonrasında albümde en sevdiğim 3 şarkıdan biri olan, albümle aynı taşıyan şarkı....6. şarkımız: The Rip Tide. (sevdiğim 3 şarkıdan ilki a candle's fire idi) Hüzünlü ve bir o kadar da güzel! Piyano girişi ile başladı. Büyülü bir şarkı olmuş bence.Zach Condon'un bu 'hüzünlü' vokaline de ayrıca bayılıyorum...
"soon the waves and i found the rip tide" ve sonrasında yine o güzeller güzeli melodi! Gerçekten büyülü! Ve trompetli bitiş!

Ardından gelen  tatlı bir Beirut şarkısı daha... Vagabond. "and who knows" deyişini yerler.

8. şarkımız The Peacock. "shake the trees see what falls out of them" Cümlenin şirinliğine bakın lütfen! Ve şarkı sonunda iddialı bir cümle geliyor: "he's the only one who knows the words" ve bunu o kadar çok tekrar ediyor ki kabul ettirmeye çalışır gibi!

Ve ve veeeeeeeee 3. en beğendim, albümün bitiş şarkısı! "Port Of  Call" Ve şu anda ani bi kararla albümün en sevdiğim şarkısı seçtim bunu, evet kesinlikle :) Ukulele ve metalofon güzelliği ile başlayan mis bir şarkı bu şarkı :) Mutlu ediyor resmen...

"and you
you had hope for me now
i danced all around it somehow" nasıl tatlı söylemdir, nasıl tatlı sözlerdir bunlar.

Kendisine hem hüznü, hem de mutluluğu, huzuru yakıştıran yüce insan: Zach Condon! Nasıl puslu, buğulu bir sesin var öyle yahu! Sana olan sevgim bitmeyecek hiç sanırım, şimdiden efsanesin benim için :) Zaten tam adın da Zachary Francis Condon, Fran Healy yani aslen  Francis Healy ile ortak yanınızı gösteriyor buda! Adında Francis olan adamlar sesine hem hüznü hem de mutluluğu hep bu kadar yakıştırıyor mu acaba?

Eğer günün birinde birini çok seversem ona Fran diyeceğim :) Çok değerli bir isim benim için artık. Öyle hemen de vermem kimseye bu ismi. Çok çok değerli! Umarım bu değerli ismi hakedecek biri olur sevgili Franler :) ahahahahhaha iyice çıldırdım şu an ama tatlı bir çıldırma benimkisi, şu an saat 07:07 ve güneş çoktan doğdu! :) Bu da bugünün fotoğrafı :) İddia ediyorum bu gökyüzü benim odamdan bir başka güzel görünüyor! :)
Şu rengi görüpte mutsuz olmak gerçekten imkansız gibi!


Bu arada sonuç şudur ki ben çoğu insanın aksine albümü çok beğendim, sadece 1 şarkı itici geldi, ona da ilk andan itibaren bi gıcıklığım tuttuğu için sanırım.Bir de albüm kapağından pek hoşlanmadım. Ne o öyle oldu mu tatlılarım önceki albüm kapaklarınız sayesinde affettim ama. Neyse.

Özetle Beirut candır...


7.8.11

Mayokinisi ile Jim Carrey


-Bizim hiç çocuğumuz olmadı, dedi pişmanlıkla. 
+Bizim çocuklarımız çalışmalarımızdı.

(Patti Smith ve kızı Jesse Paris Smith, fotoğraf Robert Mapplethorpe)

5.8.11

WITH ARMS WIDE OPEN



Bu kadar yalın ve de bu duyguya bu denli dokunabilen şarkı pek azdır. Şarkı Creed grubunun. Solistin iç gıcıklayıcı sesi şarkıya çok yakışmış. Şarkı aşkı ya da ölümü anlatmıyor. Aksine şarkıyı güzelleştiren zaten 'hayat'ı anlatması... Hoparlör ile dinlediğinizde pek duyulmuyor ama eğer ki kulaklıkla ilk bi kaç saniyesini dinlemek için son ses açarsanız kalp atış seslerini duyacaksınız. İşte o anda şarkının yazarı olan solist Scott Stapp bize doğrudan mesaj gönderiyor! Kalp atışı doğacak olan oğlunun kalp atışını temsil ediyor... Bu sürpriz haberi duyduğunda sahip olduğu sevinç ve korku duygularını bizimle paylaşmış adeta.

Öncelikle çoğu anne-babanın bu haberi ilk duyduğundaki sevinçlerine eş dizeler yazmış. Hani deriz ya ''mutluluk gözyaşları''...

"well i just heard the news today
it seems my life is going to change
i closed my eyes, begin to pray
then tears of joy stream down my face" 


 Sonra nakarata geçiş yapıyoruz...

"with arms wide open
under the sunlight
welcome to this place
i'll show you everything"


Sadece 'i'll show you everything' deyişiyle bile şarkının büyük bir kısmı aktarılmış gibi oluyor. Dünyaya gelecek, hiçbir şeyden haberi olmayan bir yaratık...

"with arms wide open"
Sonrasında kendine dönmeye başlıyor. Olduğu kişinin 'baba' olmaya hazır olup olmadığı konusu kafasını kurcalıyor.

"well i don't know if i'm ready
to be the man i have to be" 


"i'll take a breath, i'll take her by my side
we stand in awe, we've created life" 



"with arms wide open
under the sunlight
welcome to this place
i'll show you everything"


"with arms wide open" 


"now everything has changed
i'll show you love
i'll show you everything" 


Şarkılarında hep sevgiyi, aşkı anlatan bir sanatçı için en heyecanlı konu olsa gerek aşk! Sana aşkı göstereceğim...

"with arms wide open"  

Ve sonrasında işte o korkular, kendine özeleştiri yapma kısımları geliyor:

"if i had just one wish
only one demand
i hope he's not like me
i hope he understands"
 

Babalar oğulları onlar gibi olmasın isterler, oğullar da hep babaları gibi olmak...O zamana kadar sahip olunan bencillik duygusu, kendini beğenmişlik o an tamamen sıfırlanıyor ve istiyor ki oğlu onun gibi olmasın...

Ve şarkının en sonunda şarkının yaşama dair en güzel kısmı geliyor:

"that he can take this life
and hold it by the hand
and he can greet the world
with arms wide open..."



 Şarkının başından beri with arms wide open tamam güzel isim güzel de olmuş ama tam oturmamış, tam hissettirememiş demiştim. Böyle güzel bir şarkıda ''cuk oturdu'' tanımlamasını kullanmak isterdim diye düşünüyodum ilk dinlediğimde. Ama şarkının en sonuna geldiğimde öyle güzel bağlamış ki şarkıya adını veren kısmı: "he can greet the world with arms wide open..." Evet, kesinlikle cuk oturmuş.


İşte böyle güzel bir şarkı bu da. Böyle güzel bir duyguyu böylesine bir güzellikle anlatıyor. Selamlar Scottcığım. Oğlunu gözlerinden öperim.

Şarkının fizy linki: Creed- With Arms Wide Open

3.8.11

tadımlık konser

Redd konserine gitmek istiyorum. Yum beni götürecekmiş. Bir de Athena konserine gitmeyi çok istiyorum. Çok eğlenirim gibi geliyor. Tabi dostlarla :)

Koop - Koop Island Blues


Banyo yaparken dinlemekten en çok zevk aldığım şarkılardan biri :D 
Bir kere şarkı "hello my love" diye başlıyor ve aynı şarkı içinde hem "now i'm looking for you or anyone like you" sözü hem de "now you’re looking for me or anyone like me" sözünün geçmesi benim için ince bir ayrıntı. Ve şarkıdaki ksilafon kullanımı çok yakışmış şarkıya kesinllikle ve tabi bir de martı sesleri! Dalgalar... Mükemmel. Mis. Hayatımın ilk 10 şarkısı içine rahat girer!

1.8.11

FLIPPED

 
Uzun zamandır romantik filmlerde aradığım o 'saflık' duygusunu bu filmde buldum. Film küçücük yaşlarından başlayıp 10-15 yaşları arasında birbirine ilgi duyan juli ve bryce'ın hikayesini anlatıyor. Filmin en güzel yanlarından biri ise durumu her iki taraftan da değerlendirme şansına sahip olmamız. Örneğin kız ölüp bitiyor çocuk için, onun da öyle olduğunu sanıyor ama duruma oğlan tarafından bakınca kızdan iğrendiğini görüyoruz. Çok tatlı, çok hoş, ince ayrıntılara sahip bir film. Kesinlikle izlenilmesi gerek. Pek fazla bilinmiyor ama belki de asıl güzellik burda. Imdb puanı da 7.5 şuan. Gayet iyi. Tavsiyemdir böyle 'naif' bir film izlemek isteyenler için :)