29.10.10


 The Cure candır. The Cure hayat felsefesidir. The Cure hayatın fon müziğidir. The Cure hüzündür. The Cure mutluluktur. The Cure tebessümdür. The Cure düğündür. The Cure cenazedir. The Cure beyazdır. The Cure siyahtır. Mor bile olabilir. The Cure hayattır. The Cure...

damn it p.! friday i'm in love is a beautiful song

Robert, aşığım sana. sesimi duyuyorrrrr muğğsun. i'm your birdmad girl. ahahahahahahahaha. 

The Cure. mistir. möthüştür. 

The Cure ilaçtır ilaç.

I used to feed the fire
but the fire is almost out

16.9.10

WEREWOLF

Cat Power yapmış arkadaş. 1o kere art arda dinlemeyeceksin neden dememiş? Ağlayacam lan şimdi. Resmen ağlayasım geldi.

31.8.10


Siyah beyaz filmlere karşı alerjim var. Alerjim mi var bilemiyorum aslında, hiç izlemiyorum çünkü. İzlediğim tek siyah beyaz film sanırım Sadri Alışık filmidir. Ha birde Kill Bill'in kan dolu sahneleri siyah beyazdı!

İzlemek istediğim aslında o kadar çok siyah beyaz film var ki! Tamam, belki o kadar da çok değil ama Casablanca, The Red Shoes, Gone With The Wind, 12 Angry Man, Sunset Blvd. Aklıma geldiği kadarıyla yine de varmış aslında bayağ film. Hepsi birikti, hiçbirini izleyemiyorum. Ama birgün izlemeye karar verirsem Casablanca'dan başlarım heralde. Ona karşı biraz sempati besliyorum.

Ey James Jargeson! Mezarında rahat mısın? Peki sen John Baird? Külüm rüzgara karıştı, kıçım rahatta mı diyorsun yoksa?

Renkli tv ye geçmemizi kim sağladıysa gerçekten teşekkürü borç bilirim. Adı bile yazmamakta. Hey gidi teknoloji ve tüketim gençliği! Hey gidi hey!(So I'll come back to you someday.. Bryan Greenberg selam ederim yavrum.)

30.8.10

Butterfly Effect


Evet, kelebekler güzel hayvanlardır. Bizlere hiçbir zaman zararları dokunmaz ve bize karşı bi yanlışları olmaz. Ama bi yerden sonra kelebekler bile kendinden nefret ettirebiliyor. Bir topluluk halinde evimde yaşamaları hiçte adil değil! Ya kısa ömürlü falan değiller; palavra tüm o kısa hayat saçmalığı ya da dakika başı üremekteler. Bu kadar da olmaz ama. Tatlı falan değil lanet hayvanlar kelebekler artık benim için.

Dip Not: Özür dilerim, çok özür dilerim sayın hayvan severler. Lütfen beni yetkililere şikayet etmeyin.

Dibin dibi: I don't give a damn! badass

17.8.10

Everybody's doing it so why can't we ?



Çoğu şey çoktan bitti gibi görünse de aslında çok başındayız. Dedevari gibi oldu sanki, biraz kopya çektim tabi ki nerden bilebilirim yoksa bitirmediğim bir şeyin çok başında olduğumu?

"Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü .. " Vasconselos'un kalbinden ..


Evet, çok başındayız henüz.
İrili ufaklı. =)

p.s.Cranberries - Dreams eşliğinde yazılmıştır.

3.1.10

The Blog With No Name

Onlar hüzünleri de mutlulukları da sakin ve abartmadan bize yansıtan insanlar. Mutlulukları pek mütevazı, pek şirin, pek gerçek... Hüzünlerindeyse minik sakin bir hava, buruk bir huzur var. O hüzünlere -nasıl yaptıklarını bilmesemde- huzur sokmayı başarıyorlar!
Selfish Jean ile coşmayı biliyorum "you're just so selfish jean" dedikten sonra kafamı aşağı yukarı sallayıp, Jean'e bakıp "Yes you are" diyebiliyorum sayelerinde. "Why does it always rain on me?" ne kadar dinlenmiş, ne kadar popüler olursa olsun bendeki anlamını yitirmiyor hiç. Re-offender'in başlamasıyla içimde bir heyecan başlıyor ve özür dileyip hatalarına devam eden insanlara Fran ile birlikte kızıyorum "you'll say you're sorry and then do it again"
Ve güneşe yürüyoruz sonra eller cepte, yüzde gülümseme, kulakta "walking in the sun" ile birlikte.
"Tied to the 90's" ile sözleri bilmeselerde herkese 'hey' dedirtip, ben sözleri söylüyorum tek başıma.
"Quite Free" ile kendime müzik ziyafeti çekiyorum.
"I Love You Anyways"e dayanamıyorum, suratımda ifadesiyle. 40 saniye geçiriyorum ve Fran ile söylüyoruz, anlatıyoruz aşkımızı.
"Luv" ile işte o hüzünlü huzur doluyor içime baştan aşağı...
"Happy to Hang Around" zaten başlangıcıyla yetiyor bana. Seneler boyu o başlangıcı dinleyebilirim. "people get down, people get down, people get back."
"The Beautiful Occupation" ile ritmin güzelliğine varıyorum.
"Turn" yıllar yılı vazgeçemediğim şarkım olarak kalacak sanırım. En büyük hayallerimden birinin başrol oyuncusu! O çalacak konserde ve ben o nakarat eşliğinde, söyleye söyleye döneceğim manyak bir sevinçle!
ve mp3 çalar "The Distance" ile son vermekte bu güzelliğe.
Ama ben sonları değilde Battleships, Flowers in the window, last words, my eyes, somewhere else, one night, last train, afterglow, love will come through, indefinitely, the humpty dumpty love song ile mutlu olduğumu hatırlarım eğer onları yıllar geçse ve dinleyemesem. Olağanüstü hâl. Umarım olağan olur her şey.
Ve her daim içime huzur doldurdukları ve beni mutlu ettikleri için teşekkürlerimi borç bilirim. Ya da borç falan bilmem; teşekkürler Travis, teşekkürler Fran!

"it's such a lovely day
and i'm glad you feel the same
so stand up out in the crowd
you are one in a million
and i love you so
let's watch the flowers grow"