3.6.22

"semerkant" amin maalouf

 Bir parıltı, bir bıçak parıltısı, her şey bir anda oluverdi. Nizam, elin hareket ettiğini gördüğü anda, hançer giysisini, etini delip ciğerine saplandı. Bağırmak fırsatı bile olmadı. Sadece bir şaşırma, son bir nefes... Yere yıkılırken, o parıltıyı, o uzanan kolu ve o tükürük saçan ağzı görebildi: "Bu armağan sana Alamut'dan!" İşte o an çığlıklar yükseldi. Katil kaçtı, çadır çadır arandı, bulundu, hemen orada boğazı kesildi, ayaklarından sürüklenip ateşe atıldı. Bunu izleyen yıllarda, Alamut fedaileri hep aynı biçimde öldürüldüler, ne var ki artık kaçmaya gerek görmüyorlardı. Hasan onlara: "Düşmanlarımızı öldürmek yetmez. Bizler katil değil, infazcıyız. İbret olsun diye açıkça iş görmeliyiz. Bir kişiyi öldürmekle, bin kişiye dehşet salıyoruz. Yine de infaz etmek, dehşete düşürmek yeterli değildir. Ölmesini bilmek gerekir. Çünkü öldürmekle düşmanlarımızı harekete geçmekten caydırıyorsak, ölmekle halkın hayranlığını kazanıyoruz. Bize katılacak olanlar işte o halkın arasından çıkacak. Ölmek, öldürmekten önemlidir. Biz kendimizi savunmak için öldürüyoruz, mezheplerini değiştirmek ve fethetmek uğruna ölüyoruz. Fethetmek bir amaç, kendimizi savunmak bir araçtır" demişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder