-Çocukluğundan başlayalım Poyraz abi. Nasıl bir çocukluk geçirdin?
-Valla ben bir çocukluk geçirmedim İsa, çocukluğum bana geçirdi.
-Poyraz, çocuğa ne söylüyorsun öyle?
-Neyse hadi yaz yaz. İstanbul'da doğdum. Çocukluğum masallardaki kadar güzeldi. Sonra ben 8 yaşındayeken annem öldü. Annem öldü. Ben büyüdüm... E haliyle tabii,, annem öldükten sonra çok acı çektim. Hatta o kadar acı çektim ki bu çocuğun çektiği acı artık yeter deyip beni ilkokuldan ortaokula aldılar. E sonrasını biliyorsunuz artık. Babam, kardeşimle beni dayımlara bıraktı, ondan sonra da terk etti gitti işte.
-Nasıl terk etti?
-E anlattık ya oğlum.
-Hiçbir şey anlamadım valla. Bir baba, evlatlarını nasıl terk eder ya? Hiç mi sevmedi sizi evladım?
-Albayım, sevmek dediğin şey ne kadar zor bir iş sen biliyor musun? Okullarda bunun dersi var mı? Yok! Yani insan fotosentezi öğreteceğine bence öyle şeyleri öğretmesi lazım. Mesela bak, ilan-ı aşk üzerine bir kürsü var mı? Yok! Ya da ne bileyim. Aşk ve Sevgi Meslek Yüksekokulu niye yok ben anlamadım yani. Ya hadi, hiçbirini yapmadın, en azından bir kurs aç ya, kurs! Ama yok, o da yok.
-Eee Poyraz abi, sonrasını anlat.
-Sonrası basit. Ondan sonra başarısız bir hayatım oldu. Ben başarısızlık konusunda çizgimi asla bozmadım.
-Ya ama öyle demeyin Poyraz Bey ya. Sizin altın gibi bir kalbiniz var. Ben biliyorum.
-Ben altın gibi bir kalp istemiyorum Emel Hanım. Ben kötü biri olayım ama mutlu biri olayım istiyorum. Ben tutunmak istiyorum. Bir şeylerin ucundan yakalamak istiyorum.
-Poyraz, kalkalım mı artık?
-Yaa, ben bir parça sevgi istedim ya. Çok mu şey istedim? Gayrı safi milli sevgiden payıma düşeni istedim. Çok mu şey istedim? Benim hakkımı neden vermiyorlar Albayım? Anayasayı ihlal ediyorsunuz. Ne diyor anayasa? Poyraz'ı sevelim ama koparmayalım. Söylesene Albayım! Sen ne biçim emekli albaysın ya?! Hiç mi darbe yapmadın hayatında?














