22.1.12

THE LIST OF LIFE

 The List of Life elbetteki Schindler's List filminden bahseden bir blog yazısıdır. İyi seyirler dilerim efendim.

 -------spoiler------

 Yüksek spoiler içerir... Uyarayım dedim.


 Filmimiz Yahudi bir ailenin ayiniyle başlıyor. Haham ilahi okuyor, mumlar yakılıyor. Buraya kadar renkler tamam. İlahi bitiyor, mumlar sönüyor ve mumların sönmesiyle etraf tamamen siyah beyaza bürünüyor…
  
 Filmin klasik konusundan bahsetmeyeceğim. Sadece benim dikkatimi çeken, beni çok etkileyen bazı sahneleri burada paylaşmak istiyorum…

 En başında gördüğümüz Oskar Schindler paragöz, tek amacı çok para kazanmak olan, çevre yapmaya çalışan bir adam. Yeterince çevre yapıp, istediği işleri kolay halletme derdinde. Alman Emaye Fabrikası’nı kurup Yahudilerin iş gücünden yararlanma niyetinde. Onlara para vermemesi en büyük kârı elbetteki. Peki Yahudiler neden kabul ediyor parasız çalışmayı? Canlarını kurtarabilmek için tabii ki…



 


  Üstteki fotoğrafta Schindler, tuttuğu muhabesebecinin aslında farklı bir görev üstlendiğini görüyor… Itzhak Stern’in asıl amacı fabrikaya kaliteli, çalışabilir eleman sağlamak değil. Kolu yok, işe yaramaz bir adam diye ilk partide öldürülebilecek bir adamı fabrikaya sokuyor. Çünkü biliyor ki o adam o fabrikada olduğu sürece ölmeyecek… Ama ölüyor tabii!



 Ve filmin en bomba sahnesi gelir… Elbette kırmızılı küçük kız. Siyah beyazlıklar içindeki tek renk… Kırmızı, kan rengi… Burada bana göre iki ayrı nokta var. Bunlardan ayrı ayrı bahsedeceğim.






 Kırmızılı küçük kız - Part I
 Öncelikle bu kız bütün o curcunanın içinde tek başına bütün masumiyetiyle dolanıp duruyor. Kaçması, saklanması gerektiğini anlıyor, bir binanın içine giriyor ve çoğu çocuğun yapacağı gibi yatağın altına giriyor… Burada dikkatimi çeken şey yatağın altına girdikten sonra onun da siyah beyaz olması… Sanırım bu, onun da öleceğini simgeliyor o an.
 O, yatağın altına girdikten sonra diğer insanların nereye saklandıkları gösteriliyor. Küçük kızın masumiyetini o an daha da çok anlıyorsunuz…






 Kırmızılı küçük kız - Part II
 Bir de şu açıdan bu kız önemli oluyor. Oskar Schindler adlı beyimiz bu zamana dek hep tek bir amaç gütmüştü: Çok para kazanmak. Ama bir süre sonra savaşın ne denli büyüdüğünü, o karışıklığı-curcunayı izlerken fark ediyor ve kırmızılı kızı o curcuna içinde oradan oraya koştururken  görüyor, o küçük kız Schindler’in aklında yer ediyor.
(Kırmızılı küçük kız - Part II – to be continued)




 Düzeltmek, değiştirmek istediğim tek sahne şudur herhalde. Kumandan işini yapmadığını düşündüğü adamı öldürecek ama bir türlü silah ateşlemiyor. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın adamı öldüremiyor.


 Ardından yanındaki askerler kumandanın öfkeden çıldırıp yere attığı silahı yerden alıp havaya ateş ediyorlar; silah yine çalışmıyor. Bence burada silah havaya tutulduğunda ateş etmeliydi.


 Ve şu da en sevdiğim sahnelerinden… Tavuğu kim çaldı? Sorusuna çocuğun öne çıkıp, kumandanın öldürdüğü adamı gösterip “Him!” diye cevap vermesi gerçekten mükemmeldi.





 Yukarıdaki fotoğraf da “gaz odası” hikayesi anlatılırken. İlk başta hiçbiri ihtimal vermiyor bu hikayeye. Elbette to be continued...


 “Yeni gelenlere yer açmak için hastaları sağlıklılardan ayırmamız gerek.” uyarısını duyan kadınların güzel görünebilme, sağlıklı ve canlı görünebilmek için parmaklarına iğne batırıp yanaklarına kendi kanlarını sürüp ‘canlı görünme’ çabaları…  Ve ardından ilk ağladığım sahne geliyor. Evet buraya kadar ağlamamıştım ama burada insan kendini tutamıyor: Çocuğu olmasa bile!









 Kırmızılı Küçük Kız - Part II
 Bu kısım Oskar Schindler’li kısım. Cesetler gömüldükleri yerlerden çıkarılıp yakılmaya başlanıyor. Tam da Oskar Schindler ile Amon Goeth konuşurken kırmızı paltolu kızın cesedi diğer cesetlerle birlikte taşınırken görülüyor. Oskar Schindler’in “hayat liste”si hazırlamasını bu tetikliyor bence. Öyle güzel ki şu kurgu…






 Schindler’in listesindeki insanların hepsinin Brinnlitz’e gitmesi gerekirken kadınlar-erkekler diye ayrılan iki farklı trenden kadınların treni –bir yanlışlık sonucu- Auschwitz Toplama Kampı’na gidiyor. Oskar Schindler'in duruma el koyup, kadınları da getirtmesi gerek ancak bundan önce bomba bir sahne gerçekleşiyor...

 Gaz odası hikayesinin başındaki ‘’saçları kesme’’ kısmı başlıyor önce, toplama kampında bütün kadınların saçlarını kesiyorlar. Elbiselerini çıkartmaları isteniyor.


 Ardından “Duş ve Dezenfeksiyon Odası”na girmeleri isteniyor. Buraya kadar her şey o anlatılanlara uyar; öleceklerine kesin gözüyle bakarlar.




 Ve işte gaz yerine suyun geldiğini gören o insanların müthiş mutluluğu! Bu sahne gerçekten anlatılması çok güç bir sahne ve bu sahne öyle ağlamalık ki… Ve evet ağladım.
  


 “Onlar benim! Onlar benim kalifiye işçilerim!” 



 “Bak Stern, eğer bu fabrika gerçekten ateşlenebilecek bir mermi üretirse çok üzülürüm.”


 Ve beklenen olur: Oskar Schindler iflas eder… Savaş biter… Oskar Schindler nazi partisi üyesi, alman ordusuna cephane üreten ve köle çalıştıran biri olarak görüldüğünden tutuklular listesindedir.


 “..Ya da gidin, aileleriniz yanına birer katil olarak değil birer erkek olarak dönün!”

 Son sahnelerde Schindler’in delirip “Daha fazlasını kurtarabilirdim.” lafı da çok fenadır.


  Goeth asılırken sandalyeyi altından bir türlü çekememelerine gülmüştüm yalnız.




 -----spoiler ve son------

 Herkesin izlemesi gereken, müthiş bir film. “Oha lan! Naziler, Yahudilere ne yapmış oğlum bak!” diye değil… İnsanlar ne hale gelmiş ve ne hale getirmişler, insan olan nasıl insanlığının gereğini yerine getirmiş bunu görmek için izlenmeli. Kırmızılı küçük kız, duş sahnesi favorilerimden. Y'akşamlar dilerim efendim.

21.1.12

Oral Pleasure

"Did you think that was fun? Because trust me you won't have that much fun until you discover oral pleasure..."




(Sevgili filmim Away We Go'dan... Evet, fazla sahiplendiğim bir film.)

7.1.12

BIRDS

Önce kafamı kaldırıp baktığımda gözüme takılan onlarca kuşa şaşırdım... Hiç bu kadar kuşu bir ağaçta görmemiştim...


Sonra hepsi uçmaya başladılar...


Aynı anda hepsinin neden uçtuğunu merak etmiştim... Sonra hepsinin tek bi yöne; yere iniş yaptıklarını gördüm. Orada, onları beyaz sakallı tatlı bir dede elinde yemle bekliyormuş meğerse... Mutlu oldum. Bu kadar.